Bugünlerde Fransızlar ile aramız oldukça gergin. Bizim Fransızlarla çok uzun yıllar öncesine dayanan tarihsel bir geçmişimiz var. Kâh Fransa hanedanının hamiliğine soyunmuş, onu Avrupa’nın diğer krallıklarına karşı koruyup gözetmişiz. Kâh Fransızların kapitülasyonlarının elinde inim inim inlemişiz. 1799 yılında Napoleon Bonaparte ve 3. Selim zamanında da Fransa ile Osmanlı arasında yine elektrikli bir ilişki vardı.

1800’lerin başında Napoleon Bonaparte’ın Mısır’ı Fransa’ya katma planı çerçevesinde Osmanlı ile Osmanlı’nın müttefiki konumundaki İngiltere 1802 yılında İngiltere ve Fransa arasında yapılan anlaşmaya kadar, çeşitli kara ve deniz savaşlarında karşı karşıya gelmişler, inişli çıkışlı bir seyir sonunda Mısır’ı eline alana ama elinde tutmayı beceremeyen Fransa Mısır’dan çekilmiştir. Osmanlı’da bu sırada başta 3. Selim vardır. Fransa ordusu ile bir dizi muharebede karşıya gelen Osmanlılar, yalnız bir kez 7 500 kişilik Nizam-ı Cedit ile Ordusu Modern Fransız Ordusunun karşısında durabilmiş, bunun dışında sürekli yenilmişti. Neyse asıl konumuz bu değil. Merak edenler, Nil Savaşı, Abukir savaşı, Akka kuşatması yazarak aratır. Bizim asıl konumuz, kaynak olarak yazımızın altında da yer alan, değerli yazar Necdet Sakaoğlu’nun “Çeşm-i Cihan Amasra” kitabından yakaladığımız, o sıralarda İstanbul’da bulunan Fransızlara ne olduğu ile ilgili bazı belgeler.
Kitaptan aktararak izleyelim; İstanbul’daki Fransız taifesi ile Amasra’nın ne ilgisi varmış:“19 yy. başında Napoleon Bonaparte Mısır’ı işgal ederken, Osmanlı Hükümeti’de Türkiye’deki Fransız uyrukluları toplatarak bazı kalelerde gözaltına alır. Kara bağlantısının neredeyse olanaksızlığı bakımından, Amasra kalesi de bir kısım tutukluların enterne edilmesi içim 1798-1803 yılları arasında bir hapishane işlevi görür ve muhtemelen bu yüzden, bugün de iç kaleye “Zindan” denilmektedir. Olayın bir başka yönü de, iç kaleyi boşaltmak zorunda kalan yerlilerin, Büyük Liman’da Kum Mahallesi” denilen yeni bir semti kurmaları ve kale dışında yaşamaya alışmalarıdır. Amasra kalesinde kalan Fransızlar hakkında Türkiye’de çok yetersiz arşiv bilgileri bulunmaktadır.

Kasım 1798-Şubat 1800 tarihleri arasında yazılan üç hüküm, hiç değilse burada tutuklu olanların kimlikleri, yerlilerle ilişkileri ve kendilerine tanınan özgürlük konularında fikir vermektedir.
Bunlardan ilki, Amasra Kalesi Dizdarına yazılmış olup 9 Fransız’ın kalebentliklerine dairdir:
Amasra Kal’ası Dizdarına Hükümki;
Françe taifesinden olub ahz ü habs bulunan Antonyo Karakini ve Nikola ve tercüman Frankiti ve İkinci Sır Katibi cerrah Füzak ve Karol Nikola ve cerrah Françeko ve Boğdan Konsolosu Baran ve iki nefer hizmetkarları ile cem’an dokuz nefer Françelunun Amasra Kal’asına va’zü hapislerine irade-i aliyyem taalluk etmekden naşi maruz-zikr dokuz nefer Françelunun kal’ayı mezbura vaz’ve kalebend olunmaları fermanım olmağın imdi sen ki Dizdar-ı merkumsun, berveçh-i meşruh dokuz nefer mesfurlar Kapu Kethüdası ve harciyeciler ile ol tarafa irsal olunmağla vüsullerinde mesfürları dizdarı olduğun kal’ayı merkuma vaz’ve muhkem habs ve kalebendlerine mübaderet ve mazallahüteala bertakrib firarları gailesi çekilmeyecek ve kimesne ile muhabere ve mükatebe ve ihtilat etmeyecek veçhile muhafazlarına mezid say’ ve dikkat ve vüsul ve kalebendlerini Der-aliyyeme tahrire müsaraat ve hılaf-ı vaz’ hareketten ziyade hazer ve mücabenet eylemen babında fi evail CA 1213 () Kasım 1798)Bu hükmün derkenarında ise; “Alay-ı mesfure vüsul ve vaz’ı kal’a habs olunduğu” not alınmıştır. Hükmün bir sureti de öteki tutukluların gönderildiği Sinop ve Samsun kaleleri dizdarlarına yazılmıştır.
Burada kitaptan yaptığımız alıntıdan biraz ayrılıyorum. Dizdar ve Kethüda tanımlarını Osmanlı Kale teşkilatı ile ilgili çok değerli bir kaynaktan aktarıyorum. (Bu kaynağı da ayrıca bir ara okumanızı tavsiye ederim.)
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/19/912/11366.pdf“Osmanlı’da Kale Dizdarı kalenin ve şehrin güvenliğinden sorumlu bir yöneticidir. Timar sahibi olması dolayısıyla bir askerîdir. Sefer zamanında sefere çağrıldığında orduya katılmakla yükümlüdür. Bundan dolayı bağlı bulunduğu makam beylerbeyi ve sancakbeyidir. Görevi sırasındaki faaliyetlerinin şer'e uygunluğunun sağlanması bakımından da kadıya karşı sorumludur
Kale Kethüdası da "mâl-ı mîrîye ve kal'aya hizmet eylemekde" dizdarın yardımcısıdır. Kale erlerinin dirlik ve düzeninin sağlanması, diğer hizmetlerin görülmesinde dizdar ile birlikte sorumludur. Tayininde izlenen yol ve bağlı bulunduğu makamlar dizdarınki ile aynıdır.”
Necdet Sakaoğlu’nun kitabından aldığımız ilk hükümden anlaşıldığına göre, Amasra kalesine ilk etapta 9 Fransız gönderilmiş. Aynı zamanda Anadolu’daki başka kalelere de Başka Fransızların sevk edildikleri anlaşılıyor. Okumaya devam edelim;
“ Türkiye’de özellikle İstanbul’da bulunan Fransız uyrukluların sayısı belki de binleri bulduğundan, sonraki aylarda daha başka tutukluların da gönderildiği kuşkusuzdur. Yalnız bu ilk gelenlerin İstanbul’daki Fransa Sefareti’nde görevli Levantenler oldukları isimlerinden anlaşılmaktadır.
İkinci hüküm, bir buçuk yıl sonra yazılmış olup, Amasra kalesine başka Fransızların da konulduğunu doğrulamaktadır.
“Amasra Kadısına ve Amsri Kal’ası Dizdarı ve A’yan ve Zabitan ve İş-erlerine Hüküm;
Françe taifesinden Rozak Mişel Nerodimnam Françelu mukaddema memleketinde vuku bulan ihtilal akabinde ol tarafdan firar ve Der-aliyyeme gelüb kendiü haliyle meşgul iken Franse Cunhuri üzerine Sefer-i Hümayunum vukuuna mebni sir Fransalular ile maen mesfur dahi ahz olunub bundan akdem ba-emr-i ali Amsari Kal’asına kalebend olunmuşdu. Ancak mesfur ehl-i ırz güruhundan olduğu bi-takrir ifade olunmağla siz ki Mevlana mumaileyhimsiz. Der-aliyyeme irsale mübadderet eylemeniz fermanım olmağın mahsusen işbu emr-i şerifim ısdar ve irsal olınmuşdur. İmdi keyfiyet malumunuz oldukda berveçh-i meşruh üser-yı mesfüreden mersum Rozak’ı, merkuma tefrikan Asitane, aliyyeme ihzar ve irsale mübederet eylemeniz babında. Fi evahır N 1214 (25 Şubat 1800)”(Yani bu adamı yanlışlıkla göndermişiz. Adam meğer Fransa'da muhalifmiş. Kaçmış bana sığınmış. Düşmanımın düşmanı benim dostumdur. Bu adamı İstanbul’a geri gönderin diyor hüküm. S. Hakyemezoğlu)
Rozak Mişel Nerodim (muhtemelen bir Yahudi’dir) ilk hükümde adı geçmeyen ve sefaret görevlisi olmayan bir şahıstır. Kaledeki tutuklu sayısının artması sonucunda, Amasra’ya Ocak’tan subaylar ve askerler gönderildiği de hükmün hitap cümlesinden anlaşılıyor.
Fakat, Şubat 1800’de yazılan üçüncü hüküm, o sırada Amasra’da ağalık havası estiren ve belgede adına yer verilmeyen birisinin, kaledeki bir Fransız “şabb-ı emred”ine(yüzünde tüy bitmemiş civan) tutulduğunu (!) açıklıyor:
Amasri Kadısına ve Amsra Dizdar ve A1yan ve Zabştan ve İş-erleri ziyd-i kadrehüme hüküm ki:
Fransa üserasında olub bundan akdem ba emr-i ali Amasri Kal’asına kalebend olunan ma’lum’ül (okunamadı) üseradan on altı yaşında Ledo nam Françalu esir şabb-ı emred olduğundan kaza-i mezbur sükkanından a’yanlık iddiasındaki ma’lüm’ül-isim kimesne, zuhur-birle esir-i mesfuru elbette bana verirsiz, vermezseniz cebren alurum deyü müdahale ve taarruzdan hali olmadığını bil-ihbar vüsul-i samia-yı şehriyarem olub mesfurlar, Devlet-i aliyyem esirleri olmağla taraf-ı aharden nem olunduğuna bir veçhile rıza-yı padişaha nem olmamağla siz ki Mevlana vesair numaileyhimsiz. Vüsul’i emr-i şerifimde bu def’a mübaşir ta’yin ve irsal olunan kapu kethüdasına mersum Ledo nam Françeluyu teslim ve Deraliyyeme irsale dikkat ve fi-mabad sair mevcud olan üsraya bir vechile müdahale ve tarruz vukua gelmemek (okunamadı) bulundukları mahalde emşn ve salim olarak muhafazaları hususna sa’y ü gayret ve hılafından ittika ve mübaadet eylemeniz fermanım olmağın mahsusen işbu emr-i şerifim ısdar ve kapu kethüdası merkun ile irsal olunmuşdur. İmdi bu makule Devlet-i aliyyem esirlerinin cevr ü teaddi olunduklarına bir vechile rıza-yı mülukanem bulunmadığı ve mersum Ledo nam Françelunun alayyihal Kapu Kethüdası merkuma teslimi ve Deraliyyem’e irsali matlub-i daveranem olduğu ma’lumunuz oldukda berceçh-i meşruh esir-i mersumu kapu kethüdası mersuma teslimen alaeyyihal Deraliyyeme irsali baında, fi evail L 12124 (26 Şubat 1800)Olayın özeti şudur: Amasra Kalesindeki Fransızlardan on altı yaşındaki ve henüz yüzünde tüy bitmediği için erkek güzeli çağında olan Ledo’ya ayanlık iddiasında bulunan bir Amasralı askıntı olmuştur. Olay hükümete yansıyınca, devletin koruması altındaki yabancı tutsaklara karşı davranışların neden olacağı sorunlar dikkate alınarak bir ferman çıkarılmış, ayrıca Kapı Kethüdası’nın Amasra’ya gidip Ledo’yu İstanbul’a getirmesi önlemi düşünülmüştür.
Amasra Kalesi’ndeki yaklaşık dört yıl kadar tutuklu kalan Fransızların, yerlilerle ilişkisini salt bu belgedeki yakışık almaz olay açısından yorumlamamak gerekir. Fransız tutsaklar, yöneticilerin ve halkın hoşgörüsü sayesinde çevrede gezebiliyorlar ve yerlilerle görüşebiliyorlardı. Bunlardan Raguzalı Cartezza, Fransız ihtilalinin sekizinci yılında (VIII. Brumaire) kendi adını, kale dışındaki bir harabenin duvarına yazdığına göre, tutsaklar kasaba içinde dolaşabilme özgürlüğü tanınmıştı.
1803’te Osmanlı-Fransız ilişkilerinin düzelmesi üzerine İstanbul’daki Fransız sefiri General Brune, Hükümetin izni üzerine Fransızların entere edildikleri kalelere birer heyet göndererek ayrıntılı raporlar düzenlettirmiştir. Amasra ve Amasralılar hakkında gözlemleri de içeren bu raporlar, Fransa Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Arşivler Dairesinde bulunmaktadır.
Yazar Serdar Hakyemezoğlu
Kaynak:1. Çeşm-i Cihan Amasya Necdet Sakaoğlu Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayını 1999
2.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/19/912/11366.pdf