Ortalama 1 ay once yazdigim bir tartisma yazimdir, sizlerle de paylasmak istedim. Uzun bir yazi ama okurken keyif alacaginizi umuyorum.
Ey AŞK! Dal Rüzgarı Affetse de Kırılmış Midir Bir Kere?...
Iste dogduk ve buyuyoruz, ya sonrasi?..
Ben de Sevmek İstiyorum:
Hepimiz önce birilerini sevmek isteriz, öyle ya kalp bu sevmeye programlı bir organ, dur durak bilmez ki hatta çoğu zaman asidir, dinlemez mantığımızın sözünü "karışma işime sen benim, bir bildiğim var" der (halbuki zayifliklarina dair hep bir zaafi vardir ve hep de olacaktir) ve yapacağını yapar sonunda, ergenlik çağındaki sivilceli bir çocuktur bazen de kanı ters akan...
Daima imkansızı ister, zor olanı seçer, genelde zor beğenir zor sever...
Ama bir defa yıpranmışsa...
Bizler ise böyle bir çocuğu en makul şekilde idare etmekle mükellefizdir kendimize göre...
Ve bu konuda hep öyle olduğumuzu sanarız çoğu zaman, aslında öyle değildir ki...
Ben hep şu zikrin ifade edildiğini hatırlarım: "Adam gibi biri çıkmıyor ki karşıma"
Buradaki "Adam" dan kasıt nedir, kim neyi baz alıyor bilinmez ama ortak kanı" Beni ölene kadar sev, ölene kadar bana sadık kal e mi" dir. Olması en makul istektir bu,haklı bir istek fakat önce böyle bir ilişkiyi biz hakedebiliyor muyuz, sonra karşımıza çıkan kişi bize bu hakkımızı verebilecek bir yapida mı, bunları kestirmek çok zor. O halde ise
deneme-yanılma yöntemine başvururuz cogu zaman...
***
Ki sonra elbet biri çıkar karşımıza, ''BEN ADAM GIBIYIM KARISTIRMA BENI'' der ve belki "adam gibi biri" dir, erkekler genelde hemen karsi cinse aşık olmalıdır ya da eğilimler bu yöndedir, bayanlarda ise bu süreç daha ağır işler, çünkü erkekler ile bayanların ask sirasinda mantık sistemi farklı organlar üzerinden işler genelde.
(Bu herhangi bir cinsin diğerinden herhangi bir şekilde daha iyi olduğunu kanıtlamaz zira doğadaki toplumsal kanıları genelde yine insanlar yaratmışlardır "ayıp" ya da "iyi" gibi sosyal terimlerin kapsamı gibi... Mesela bizde ayıp olarak tanımlanan bir durum farklı toplumlarda normal karşılanabilir, bu o toplumların o konuda yanlış yaptığını göstermez, dedik ya bu normları bizler ürettik, hepsi gelir-geçer toplum yasalarıdır.
Tabii ki burada bir birey ait olduğu topluma göre ya "iyi" bir öğretiye sahiptir ya da "kötü", umarım hepimize "iyi" birileri denk gelir, demiştik şans meselesi...)
Ben yine aynı toplumsal öğretiyle diyebilirim ki bu evrende kusursuz hiçbir canlı yok, mutlaka hepimizde biraz suç var.
Bu hatalar kendini en belirgin şekilde iki cins arasındaki ilişkilerde gösteriyor ve hemen hepimiz bunun örneğini hergün biryerlerde yasiyoruz, görüyoruz zaten.
Fakat ben bu tür konularda diyebilirim ki "Lütfen önce hepimiz bir kendimize bakalım, lütfen önce bizler başka birileri için "adam gibi adam" mıyız bunu soralım kendimize. İşe kendimizden başlayalım!...
Ben Galiba Aşık Oldum:
Önceki yazıdan da hatırlayacağımız üzere hepimiz hep iyi birileri çıksın karşımıza isteriz, hatta el açıp bir yaratıcıya dua edenler dahi olmuştur ama bulabilen var mı ?
Mutlka vardır fakat sınırlı.
Yine biri çıkmıştır karşımıza sevgili olmuşuzdur işte.
ilk günler gayet heyecan vericidir (1) onu yeni tanıyor olmanın verdiği bir huzur bir merak bir mutluluk kaplar her yanımızı, bu kişi reel bir kişi ise kontrol daha bir elimizdedir,herşey daha net ve açık gelişir, bunun yanında kötü şeyler de daha hızlı ilerler, risk sanal aşka göre daha fazladır, sonra her iki şekilde de (reel-sanal) isteriz ki o sürekli yanımızda olsun, işteysek cepten evdeysek netten iletişim halinde olalım, müsait isek dışarıda yine birlikte olalım. Herşey çok harika ve oh ne ala, e peki nedir bu "sen daha iyilerine layıksın, Beni affet, Ozur Dilerim Boyle Olsun Iztemezdim, Daha Fazla Zorlamayalim'' sendromlari?
(2)Buradaki en önemli nokta insanların birbirlerini gerçekten iyi anlaması, insanlar dedim çünkü cinsi bir ilişkiyi doğru dürüst ayakta tutabilmek için her şeyden önce anlayışlı bir insan olmak gerekir, biz anlayış sahibi bir insan isek zaten ilişkimizde de anlayışlı davranıyoruzdur.
Bu anlayış en az bir tarafta olmayınca ikinci kişi ileride, geçmişte onu yapmış olmasından pişman olabileceği bir şeyi, hiç planlamadan,düşünmeden karşısındakine lanse edebiliyor, bu bayan olur erkek olur. Her şeyin başı bu anlayışsızlıkta yatıyor kısaca.
Bütün tartışmalar, bütün ayrlıklar, bütün hatalar hep aynı sebeple:
Anlayış eksikliği.
Bu manevi mineralin ilacı eczaneden alınabilecek türden değildir,hem yani ne diyeceğiz eczacıya? Benim aciz bir sevgilim var onun için bana bir tablet "Anlayış Eksikliği" ilacı verir misin" mi?
Yok yok öyle değil, kişinin kendi iç dünyasında gizlidir bu ilaç, kimi kullanır kimi hiç dokunmaz, kimisi ise sırf karşısındaki kişiden ayrılmak için bir yontem olarak kullanır bu anlayışsız yanını ki bu en hayvansal yöntemdir...
(Bu arada reel aşk ile sanal aşk arasında AŞK adına hiçbir fark yoktur, hamurumuzdaki maya sağlam ise sanalda da reelde de "iyi olan"ızdır zaten)
Lütfen Bana Bağırma!:
Önce küçük tartışmalarla başlar bu işler ve sonunu siz dahi tahmin edemezsiniz...
Bir sabah kalkarsınız ki o ayaklarınızı yerden kesen,belki ayaz altında saatlerce sadece 10dk görebilmek ümidiyle beklediğiniz, size bir gülüşüyle huzur veren, yüzünü gördüğünüzde yüreğinize baharı getiren,belki bir cok farkli sekilde sayabilecegimiz gibi nefesiniz,ömrünüz, yaşam kaynağınız,degerliniz,kiymetliniz,herşeyiniz artık yerinde yoktur, bunun yerine size bağırıp çağıran, tartışma çıkarmak için her türlü yolu deneyen, kalbinizi her defasında vicdansızca param parça eden, sizi sözleriyle binlerce kez öldüren, size değer vermeyen, bitmesi icin 5 takla atan bir insan gelmiştir, yıkılırsınız, yorulursunuz, yıpranırsınız ve sonunda onun istediği olmuştur, bitmiştir işte artık o ilişki, yaşananlar unutulacak cinsten değildir, ne varki zaman size her şeyi öğretecektir ve kalp sevmeye programlı demiştik, sonra siz bir daha deneyeceksiniz birileriyle, öyle ya da böyle sevgili olacaksınız,onu da cok seveceksiniz, aradan uzun bir zaman geçecek........................................... .................................................. ...
.................................................. .................................................. .......
.................................................. .................................................. .......
Ve işte yine o eski sevgilniz karşınızda, orada duruyor işte, siz onu görünce önce bir heyecanlanacaksınız "e o kadar sevdik yani geçmişte, olsun o kadar" diyeceksiniz, sonra siz tam koşup ona sarılacakken o anda yine Mantığınız o asi yüreğinizin kulağından yakalayıp " şiiit dur bakıyım ne yapıyorsun,nereye?" diyecektir ama demiştik ya o asi çocuk dinlemez hiçbir şeyi, yine diyecek sen karışma işime!...
Geçmişte o kişiyle yaşadığıniz en güzel anlar aklınıza geliverecek, o da gelmiştir size zaten, göyya bu defa herşey çok daha farklı olacakmış, e gel bakalım demişsinizdir bile çoktan ki yılların adı vardır bir defa daha...
Olmuyor Olmuyor... :
İnsan neden hep zoru seçer? İnsan neden hep zorun peşinden gider?
Cevap basit: Elde etme güdüsü, öyle ya insan da neticede manevi durumlarda güdüleriyle hareket eden bir yaratıktır.
İlk baharda bir elma ağacı düşleyin, uzaktan ışıl ışıl, kıpkırmızı elmalar...
Yanına gittiğinizde yapacağınız ilk şey genelde güdüsel olarak en üst dallardaki elmalara bakmak olacaktır.
İşte işin özetinin somut hali. Zira insanoğlu için ulaşılması güç yerde olan bir şey hep Daha Değerli ve Daha Çekici'dir.
Bu bir SAF AÇLIK'tır bir bakıma.
Bu değer ve çekicilik ya da en vahşi haliyle bu AÇLIK ona ulaştıktan sonra biter,çünkü o elmayı yedikten sonra bu açlığın şiddeti diner ve artık o en tepedeki elmayı yemiş olmak bizim için bir şey ifade etmez, ama halbuki içimizdedir ve çoktan bize gerekli maddi manevi degerleri sonuna kadar vermiştir karşılık beklemeden, bunu kimse düşünmez bile.
Bundan değil midir bir sanatçının değerli olduğunu hatırlamamız için illa onun ölmesini beklememiz?
İşte bu budur...
Ama halbuki işin aslı böyle midir?
Yani en iyi elmalar ağacın en tepesindekiler midir gerçekten?
Benim sosyal bir ağda yazdığım kısa bir 4lük vardı ve şöyleydi:
"Herkesin elması ağacın en tepesindekidir genelde.
Oysa en iyi elmalar olgunlaştıkları için ağacın altına sarkmıştır.
Oraya eğilip bakmazsın dahi..."
Demek ki onlar her zaman orada, yani en tepede değillermiş...
Ayrıca alttaki elmalar sizi olgunlukları nedeniyle her açıdan rahatça tatmin edebilme yetisine muktedirlerdir, deneyimdir bu bir bakima.
Olgunluk apayrı ve harika bir kavramdır...
(Ha ben bunları yazdım da harika bir ilişkim var mı? Hayır yok, ben de bunların hepsini yaşadıgim icin buraya yazdım zaten)
Peki Ne Yapılabilir? :
Ben deneyimlerim dogrultusunda sunlari ogrendim:
-Elimizdekinin kıymetini mutlaka zamaninda bilmeli. Tren kactiktan sonra, daha sizin gibi cok istasyonda duracaktir ve o tren artik sizin treniniz degildir.Ben trene tren demem, onun tek istasyonu ben olmadikca.Hatirladiniz...
-Yersiz kıskançlıklar yapmamalı ve neticesinde tartışma çıkarabilecek kıskançlıklara mahal vermemeli. Onu kiskandiginizi ona hissettirin, ama bunu ona asla alanen yansitmayin. ''Seni cok kiskaniyorum leee'' gibi...
Cunku kiskanilmak insanin hosuna gider ama bunu sevgilisinden sozlu duydugunda ise durumdan rahatsiz olmak yapabilecegi en simarik harekettir.
-Sizi istemeyen bir kadina veyahut erkege takilip kalmak,omur boyunca ucgeni kareye sokmaya calisan zavalli bir zihniyeti simgeler bence.
Oncelikle onlar birbirinin kalubu degildir, sonra o ucgen o kareye girse de bir kosesi olene dek eksik kalacaktir.
-Karşımızdaki insanın bizim için ne kadar değerli olduğunu ona BAZEN hatırlatmalı.Onunla aşırı ilgilenip de bu defa ilişkiyi darboğaza sokmamalı.
Zira insan en degisken yaratiktir, cok sevmek istersiniz, beni boguyorsun havalarina kapilir, az seversiniz, sen beni fazla sevmiyorsun der.
En mantiklisi bu davranisi bazen gostermeli.
-Onun istemediği şeylerden az da olsa uzak durmalı ve netice gözlemlenmeli. Bu hosuna gidiyor ise -ki gidecektir- sen de benim hosuma gidebilecek seyler yapmalisin diyebiliriz mesela ona. Ask Musterektir ne de olsa.
-Onu arada bir ansızın şaşırtmalı, onu mutlu edecek şeyler yapmalı, mesela ansizin bir şiir yazın ona, ya da notlar birakin bulabilecegi yerlere,sanal ise,mail ile yapin bunu ya da sosyal paylasim agindan mesaj atin, mutlu olacaktir.
-Onu ikilemler arasında bırakmamalı, ya ben ya da xx denmemeli mesela.
Zira insanlar siz ile xx'e olan bagimliligini gozden gecirmeye usenir cogu zaman ve kendisini zor durumlara sevk ettiginizi dusunmeye baslar, sacma ama boyle insanlar cok.
-O Sizi bir defa reddettiyse artik bu konuda asla israr etmemek gerekir, o gun sizi zar zor kabul edebilir fakat bu yanlis yatirim zamanla size, sizi umursamama, sizinle fazla ilgilenmeme gibi hayal kirikliklariyla geri donecektir.
-Onunla mahremlerini paylasmamali, ona butun sırrını anlatmamalı.
Cunku insanlara bilmedikleri seyler daha gizemli gelir hep ve bu sir onlarin size bakis acisina hep bir cekicilik kazandiracaktir.
-Onun karsisinda hep guclu gorunmeli.Ona gucsuz gorunurseniz buna,bunu onu cok sevdiginiz icin yaptiginizi degil,sizin ona karsi cok aciz oldugunuzu dusunmek icin inanmaya baslar. Zira insanlar bu tur durumlarda vicdanlarinin kalple olan bagini kapatip beyinle olan bagini kullanir genelde. Cunku insanlar ozlerinde bu simarikliga karsi cok aciktir.
-Ona asla ama asla, hakettiginden fazla deger vermemeli, bu yapabilabilecek en buyuk hatadir. Cunku insanlarda bu konuda sagliksiz bir egilim vardir ''fiyati yuksek olan daha iyidir'' bu tamamen bir dogmatist yaklasimdir, cunku kimse 500T.L lik bir urune neden 1500 T.L verdigini arastirmaz pek,sonuc bazen husran olabilir.
-Eski sevgiliden hic kimseye bir hayir gelmez cogu zaman, yeniden deneyelim demek aslinda hakemin, bitmis ve sokur belli bir maci biraz daha uzatmasina benzer. Tarih ise, uzatmada gol olan bir sahneyi fazla yazamamistir.
-En onemlisi ve sonuncusu, dunyada ondan baska kadin ve erkeklerin varoldugunu gercegi her zaman bilinmeli. Bu, yanginda kurtarilacak ilk madde olsun hepimizin kulagina.
Yani hep, yeniden, yine, farkli bir sahnede farkli kisilerle oynamak, bu yolda yapilabilecek en mantikli sey olacaktir. Taa ki birilerinin cikip sizi Roman Yaziciligindan emekli etmesine kadar...
Herkese emeklilik ve sevgi dolu gunler...