Vallaha bırakmaz Üye Ol

Yüreginde Engel Olmayanların Tek Adresi

LÜTFEN GİRİŞ TIKLA VEYA ÜYE OLMAK İSTİYORUM TIKLA.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Gelişmiş Arama  

Gönderen Konu: TEMA'dan Günlük Haberler...  (Okunma sayısı 22118 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

{HARUNCA}

  • Yüreginde Engel Olmayanların Tek Adresi
  • Emektar Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bay
  • İleti: 3021
    • http://www.engelsizdostlar.com
TEMA'dan Günlük Haberler...
« : 01 Şubat 2010, 10:01:33 »


TEMA Vakfı’nın Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar İle İlgili Görüşü

TEMA Vakfı, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve ilgili Yönetmelik hakkında yaşanan gelişmeler ve kamuoyunun bu konudaki hassasiyeti doğrultusunda misyonu gereği konuyu yakın takibe almıştır. 04 Aralık 2009 tarihinde İstanbul’da uzman ve bilim adamlarının katılımı ile gerçekleştirilen GDO ve Yönetmeliğinin Değerlendirilmesi Sempozyumu’nda elde edilen bilgiler doğrultusunda TEMA Görüşü oluşturulmuştur. Buna göre GDO’ların tüm etkileri etraflıca irdelenmeden üretilmesine, tüketilmesine ve ithal edilmesine izin verilmemesi en doğru seçenektir. Bunun için de GDO ile ilgili laboratuvar ortamında transgenik çalışmaların yapılması ve GDO’lu gıdaların doğruluğunu ortaya koymak için araştırmaların yapılması gereklidir.
Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik, 26 Ekim 2009 tarihli ve 27.338 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kısaca GDO Yönetmeliği olarak anılan yönetmelik kamuoyunda ve medyada tartışılmış, lehinde ve aleyhinde gruplar oluşmuştur. GDO’lar ile ilgili endişelerin had safhaya yükselmesi üzerine Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, yönetmeliğin 2 maddesinde değişiklik yapmış, bu değişiklikler 20 Kasım 2009 tarihli 27.412 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu değişiklikler;

GDO’lu ürünlerin dışalımında, geldiği ülkedeki yetkili kuruluşça düzenlenmiş analiz raporunun istenmesi,
GDO’lu ürünlerin etiketinde, GDO’lu olduğunun kesinlikle yazılması,
GDO’lu yemlerin de yeni yönetmeliğe göre etiketlenmesi, GDO’lu olduğunun belirtilmesi,
GDO’lu gıda ve yemlerin transit geçisine izin verilmesi,
GDO’lu ürünlerin dışalımına 11 kişilik komitenin karar vermesi, komite üyelerinin TÜBİTAK, üniversite ve araştırma kuruluşlarındaki öğretim üyesi ve uzmanlarından oluşması,
biçiminde olmuştur.

Ayrıca 26 Ekim 2009’dan önce kontrol belgesi alınmış ve AB kriterlerine uygun olan ürünlerin dışalımı 01 Mart 2010’a kadar serbest bırakılmıştır. Bu gelişmeler devam ederken Danıştay’ın 10. ve 13. Daireleri Müşterek Heyeti ilgili yönetmeliğin 11. ve 20. maddelerinin yürütmesinin durdurulmasına 03 Aralık 2009 tarihinde oy çokluğuyla karar vermiştir. Ancak, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın itirazını kabul ederek, Anayasa ve yasalara göre anılan bakanlığın gıdalarla ilgili düzenleme yapma yetkisi bulunduğu gerekçesiyle 24 Aralık 2009 tarihinde yürütmeyi durdurma kararını kaldırmıştır. Buna göre “kontrol belgesi alınmış ürünlerin ithalatında, bu ürünlerin AB kriterlerine uygun olması koşuluyla ithalatına 01 Mart 2010 tarihine kadar izin verilecektir.

Bu süreç işlerken “Ulusal Biyogüvenlik Kanun Tasarısı” görüşülmek üzere TBMM’ne gönderilmiştir. İçeriği bilinmemekle beraber en azından bu konuda bir yasa ihtiyacının göz önünde bulundurulması TEMA Vakfı tarafından olumlu bulunsa da yasadan önce GDO yönetmeliğin çıkarılması, ilgili uzman ve bilim adamları ile STK’ların görüşlerinin alınmaması yasayla ilgili endişeleri arttırmaktadır. Zira, sözkonusu yasa çıkarılmadan önce GDO yönetmeliğinin çıkarılmak istenmesi, yasa ve yönetmeliğin birbiri ile uyumsuz olması endişesi yaratmaktadır.

TEMA Vakfı, Ulusal Biyogüvenlik Yasası’nın üstün kamu yararını gözeten, gıda güvenliğimizi ve çiftçilerimizi koruyan, biyoçeşitliliğimize zarar vermeyen, topraklarımızı çoraklaştırmayacak ve üretkenliğine zarar vermeyecek maddeleri içermesi gerektiğine inanmaktadır. Meclis’e gönderilen yasa tasarısında öngörülen düzenleme ve yapılanmanın ülkemizin menfeatleri dikkate alınarak AB ile uyumlu olması gerekliliği de ayrıca gözetilmesi gereken durumdur.

Ülkemiz 4898 sayılı kanunla Cartegana Biyogüvenlik Protokolü’ne taraf olmuştur. Protokolün amacı insan sağlığı üzerindeki riskler göz önünde bulundurularak ve özellikle sınır ötesi hareketler üzerinde odaklanarak, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilecek ve modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilmiş olan değiştirilmiş canlı organizmaların güvenli nakli, muamelesi ve kullanımı alanında yeterli bir koruma düzeyinin sağlanmasına katkıda bulunmaktır. Ülkemiz bu protokolün gerekleri yerine getirmekle yükümlüdür.

Dünya genelinde insan besini olabilecek 80.000 bitki türü bulunurken, tarih boyunca sadece 3.000 civarına bitki türünden besin olarak yararlanılmıştır. Bugün yetiştirilen tür sayısı 150’dir ve sadece 15 bitki türü dünya nüfusunun % 90’ının karnını doyurmaktadır. GDO çalışmalarının bu 15 bitki üzerinde sürdürülmesi şüphe uyandırıcıdır. GDO’lu gıdaların sağlık üzerine etkileşimine yönelik kontrol, izleme ve denetim mekanizması yeterince kurulamamıştır. Hayvan beslemeye yönelik GDO uygulamalarının kullanımı tüketici bilgi ve kabulü dışında gerçekleşmektedir.

Bir diğer tehlike tohum kirlenmesidir. Tohum polenleri rüzgarla veya arılar tarafından kilometrelere ötelere taşınmaktadır. Bu durum yerel tohumların korunmasını ve ticari boyutlu üretimlerde yayılımı belirli alanlarda tutmayı olanaksız hale getirmektedir. GDO yetiştiriciliğinin toprak, biyolojik çeşitlilik ve çevre üzerindeki etkileri kesinlikle araştırılmalıdır. TEMA Vakfı olarak; Türkiye topraklarının bilinçli tarım uygulamaları ve iyi bir toprak yönetimi ile gerek insanımızın ve gerekse hayvanlarımızın beslenmesi için yeterli olacağı kanısındayız.

Sonuç olarak, GDO Yönetmeliği ve Ulusal Biyogüvenlik Yasası, idari ve hukuksal yönden çok önemlidir. Ancak daha da önemlisi halkın bu konudaki tedirginliğinin giderilmesidir. TEMA Vakfı olarak görüşümüz şöyledir: “GDO’lu ürünlerin tüm etkileri bilimsel incelemeler ve araştırmalar ile belirlenmeden ithalatına, üretilmesine ve tüketilmesine izin verilmemesi en doğru seçenektir. Bu konularda bilimsel hertürlü altyapının ve kontrol mekanizmasının geliştirilmesi de mutlaka yerine getirilmesi gereken şartlardır.


Saygılarımızla;    

Toprağına Sahip Çık ! TEMA Vakfı  


Tema'dan günlük bir haber atmaya çalışacağım buraya...
Kayıtlı

^Türkan^

  • Yönetim Kurulu
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bayan
  • İleti: 12056
  • www.engelsizdostlar
    • Engelsizdostlar
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #1 : 01 Şubat 2010, 14:15:30 »

TEMA ile ilgili haberlerin devamını bekliyorum Harun abi.Bilgilendirdiğin için teşekkürler.
Kayıtlı

FATOŞ

  • Emektar Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bayan
  • İleti: 6010
    • Engelsizdostlar
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #2 : 01 Şubat 2010, 16:30:19 »

güzel bir başlık olmuş Harun abi. duyarlılığından dolayı kutlarım  vav vav
Kayıtlı
En güzel CİNAYETLERİMİ, geçmişimi öldürürken İŞLEDİM...! Bazıları KATİL desede; RABBİM biliyor ki, benimkisi NEFS-İ MÜDAFA..!

{HARUNCA}

  • Yüreginde Engel Olmayanların Tek Adresi
  • Emektar Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bay
  • İleti: 3021
    • http://www.engelsizdostlar.com
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #3 : 01 Şubat 2010, 16:34:39 »

TEMA ile ilgili haberlerin devamını bekliyorum Harun abi.Bilgilendirdiğin için teşekkürler.
güzel bir başlık olmuş Harun abi. duyarlılığından dolayı kutlarım  vav vav

Çok teşekkür ederim, İnşALLAH her gün alınan karar ve haberler ile bir yazı atmaya çalışıcam...
Kayıtlı

Nurşen

  • Emektar Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bayan
  • İleti: 6899
  • inadına Ma Miçkin :)
    • Engelsizdostlar
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #4 : 01 Şubat 2010, 20:46:26 »

Harun Abi'm bilgilendirme için teşekkürler...
Duyarlılığından dolayı teşekkürler...Bu başlık sayesinde de bu duyarlılığını çoğu kişiye aşılayacağından da eminim Bravo.
Yeniden teşekkürlerimi sunuyorum sana Sevgili Harun Abi'm.
Kayıtlı
Geçmiş olan dünden hiç yad etme!! Yarın da gelmemişken feryad etme!! Düşünme geleceği de geçmişi de!! Şimdi şen ol da yaşamı berbad etme!!...

{HARUNCA}

  • Yüreginde Engel Olmayanların Tek Adresi
  • Emektar Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bay
  • İleti: 3021
    • http://www.engelsizdostlar.com
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #5 : 02 Şubat 2010, 08:44:39 »

“2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü”

İklim Değişikliği İle Mücadele İçin Sulak Alanları Koruyalım



2010 yılı Dünya Sulak Alanlar Günü’nün ana teması “Sulak Alanlar, Biyolojik Çeşitlilik ve İklim Değişikliği” olarak belirlenmiştir ve iklim değişikliğine çözüm olarak sulak alanların korunması konusuna odaklanmaktadır. Ayrıca, 2010 yılının “Biyolojik Çeşitlilik Yılı” olarak ilan edilmesi de, iklim değişikliğinin sulak alan ekosistemleri üzerindeki etkileri ve esas olarak, iklim değişikliğinin kontrol altına alınmasında sulak alanların rolü konularını da gündeme getirmektedir.

Ramsar Sözleşmesi olarak bilinen "Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi", 1971 yılı Şubat ayında İran’ın Ramsar kentinde imzalanmıştır. Bu sözleşme, taraf olan ülkelerin herbirini, dünyaca öneme sahip en az bir sulak alan ilan etmelerinin yanı sıra, bu sulak alanları korumakla ve bunların akılcı kullanımlarını sağlamakla da yükümlü kılmaktadır. Sözleşmenin imzalandığı 02 Şubat tarihi, sulak alanların korunmasının önemine kamuoyunun dikkatini çekmek üzere 1997 yılından bu yana “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır. Türkiye, Ramsar Sözleşmesi’ne 17 Mayıs 1994’ ten itibaren resmen taraf olmuştur.

Milli Parklar Genel Müdürlüğü verilerine göre; sulak alanlar bakımından bulunduğu coğrafyanın en önemli ülkelerinden biri olan ülkemizde toplam 2 milyon 206 bin 835 hektar sulak alan bulunmaktadır. Bu alanların 12’si (Sultan Sazlığı, Seyfe Gölü, Burdur Gölü, Manyas (Kuş) Gölü, Göksu Deltası, Akyatan Lagünü, Kızılırmak Deltası, Uluabat Gölü, Gediz Deltası, Meke Maarı, Kızören Obruğu ve Yumurtalık Lagünü) Ramsar Listesi’ne dahildir. Sazlıkların kesilmesi, tarım amaçlı kurutmalar, doldurmalar, sanayi kirliliği, içme suyu amaçlı kullanımlar, büyük baraj inşaatları nedeniyle yeterli su alamama ve yapılaşmalar nedeniyle yaklaşık 1.300.000 hektar sulak alanımız ekolojik ve ekonomik değerini yitirmiştir. Bir başka deyişle Türkiye 40 yıl gibi kısa bir sürede, sulak alanlarının yarısını kaybetmiştir.

TEMA Vakfı, uzun zamandan beri devam etmekte olan su politikaları çalışmaları; su varlığımızın korunması ve ekolojik yaşamı gözeten doğru yöntemle yararlanılması üzerine yoğunlaşmıştır. TEMA, Mera ve Toprak Koruma Arazi Kullanımı kanunlarından sonra “Su Çerçeve Yasası”nın çıkarılmasını ve uygulanmasını talep etmektedir. Yasa kapsamında suyun doğal döngüsü ve akışından elde edilen “ekolojik ve ekonomik katma değer” birbirinden ayrı düşünülmemeli; yaban hayatı ve su ekosistemlerinin temel ihtiyaçları yönetsel karar ve eylemlerde kesinlikle   göz ardı edilmemelidir. Suyun yönetiminde ve suya ilişkin kamusal kararlarda ve eylemlerde sürdürülebilir yaşamın tesis edilmesinin hayati olduğu vurgulanmalıdır.

Ayrıca tüm su havzalarında, ekolojik esaslı entegre havza yönetimi esas alınmalı, ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmeler uyarınca ilan edilmiş tüm koruma alanlarında suyun doğal yapısını etkileyen herhangi bir yatırım yapılmasına kesinlikle izin verilmemeli ve koruma statüsünün gerektirdiği esaslar uygulanmalıdır.


Editöre Notlar:

Sulak Alan Nedir ?

- Derinlikleri genelde 6 metreye kadar olan sığ göl, lâgün, deltalar, korunaklı kıyılar, su dolaşımına sınırlı olan bölgeler sulak alan olarak nitelendirilir. Sulak alanlar, kuşlar için yuva olmanın yanında bulundukları bölgenin su rejimini ve iklimini dengeleyen, tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ya da besin maddelerini kullanarak suyu temizleyen, balıkçılık, tarım, hayvancılık ve saz üretimi gibi yüksek ekonomik değere ve çok zengin biyolojik çeşitliliğe sahiptirler.

- Sulak alanlar, yerli ve kıtadan kıtaya göç eden milyonlarca göçmen kuşun okyanusları aşmadan önce yumurtlama, yavru çıkarma ve mevsimlik yaşama yerleri olduğu için, ekolojik açıdan son derece önemli habitatlardır. Sulak alanlar su ekosistemini, su ekosistemi ekosistemi, ekosistemde ekonomiyi destekler.

Nadir Bulunan ve Tehlike Altındaki Türlerden Örnekler: 

- Avrupa'da küresel olarak tehlike altında kabul edilen tepeli pelikan, yaz ördeği, küçük karabatak, karaakbaba, şah kartal,  ada martısı, dikkuyruk ördek, incegagalı kervan çulluğu, balaban, küçük sakarca kazı, kızılboyunlu kaz ve pasbaş patka, Türkiye’de üremektedirler. Dünya'daki tüm dikkuyruk ördek populasyonunun %70’ine yakını kışlarını Türkiye’de geçirir. Akdeniz bölgesinde yalnızca belirli bölgelerde rastlanan ve sayıları gittikçe azalan saz horozu (Porphyro porphyro) , ülkemizde özellikle Göksu Deltasında üremektedir.

- Ülkemiz sulak alanlarının pekçoğunda bulunan susamurları (Lutra lutra)  nesli tehlikede olan ve tüm Avrupa'da koruma altına alınmış bir türdür.

- Amik Gölü'nün tarım amacıyla kurutulması sonucu Türkiye için endemik bir tür olan yılanboyun'un   ( Anhinga melanogaster rufa) soyu tükenmiştir.

- BirdLife’ın verilerine göre, 826 tür su kuşunun %17’si

- Tatlı suda yaşayan memeli türlerin %38’i

- Tatlı su amfibilerinin %26’sı

- Karada yaşayan (özellikle ormanlarda) tatlı su amfibi türlerinin %29’u tehdit altındadır.

- 90 tür tatlı su kaplumbağasının %72’si

- Timsah türlerinin %43’ü

- Mercan türlerinden %27’si 


 



Saygılarımızla;   

Toprağına Sahip Çık ! TEMA Vakfı 
Kayıtlı

denizzz

  • Emektar Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bayan
  • İleti: 2267
  • sevgiden caydığım yerde,darıl bana...
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #6 : 02 Şubat 2010, 09:31:26 »

harun ağbim,ellerine sağlık.hayatda aklımıza gelip arayıp okumazdık ama burda hazır görünce iyi oluyor... Bravo.
bilgilendirme için çok sağol.
Kayıtlı
Ne alnımızda bir ayıp
Ne koltuk altında saklı haçımız
Biz bu halkı sevdik
Ve bu ülkeyi.
İşte bağışlanmaz korkunç suçumuz...

                  Ahmet ARİF

{HARUNCA}

  • Yüreginde Engel Olmayanların Tek Adresi
  • Emektar Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bay
  • İleti: 3021
    • http://www.engelsizdostlar.com
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #7 : 03 Şubat 2010, 13:56:12 »

Ulusal Biyogüvenlik Yasası, Toplumsal Uzlaşı İle Çıkmalı

Ülkemizin gıda güvenliğini yani geleceğini koruma altına alacak Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı, sessiz sedasız Meclis Komisyonlarından geçirilerek yasalaştırılmaya çalışılmaktadır. Daha Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı çıkarılmadan, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ile ilgili Yönetmeliğin çıkarılmak istenmesi ve sözkonusu yasa tasarısı ve yönetmelikle ilgili içeriklerin kamuoyu ile paylaşılmaması güvensizlik ve endişe ortamı yaratmıştır.
Ülkemizin 1992 yılında imzaladığı ve 1996 yılında da resmen taraf olduğu Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi gereği, Ulusal Biyogüvenlik Yasası’nın biran önce çıkarılması önemlidir. Ancak yasanın toplumun herkesimi tarafından tartışılarak ve ortak uzlaşıya varılarak yasalaşması en az bunun kadar önemlidir. TEMA Vakfı, Hükümeti Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısını geri çekerek doğal varlıkların ve toplum sağlığının korunmasını adına demokratik tartışma sürecinden geçirmeye davet etmektedir.

TEMA Vakfı’nın Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı ile ilgili görüş ve önerileri aşağıdaki gibidir:

Tasarıda, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve Cartegana Uluslararası Biyogüvenlik Protokolüne gerekli gönderme yapılmalı ve yapılan düzenlemenin felsefi temeli ortaya koyulmalıdır.
Tasarı yalnızca GDO ve ürünlerine odaklı bir “GDO Kanunu” özelliğinden çıkarılmalı ve biyogüvenlik kavramının gerektirdiği kapsamlı bir içeriğe kavuşturulmalıdır.
Tasarı ile oluşması öngörülen Biyogüvenlik Kurulu yapısı bürokratik nitelikten, demokratik özelliğe dönüştürülmeli, bu tür bir yapı sağlanmadan,  Kurulun  ileri sürüldüğü gibi “bağımsız ve özerk” karar alamayacağı bilinmelidir.
Tasarının en belirleyici unsurunu oluşturan “Başvuru-değerlendirme ve karar” süreci bir maddede değil, açıklık ve netlik kazandırılmış birkaç madde de açıklanmalıdır.
Tasarıda, ithal, pazarlama, tüketim dışında GDO ve ürünlerin “işlenmesi süreci de” yeterince açıklanmalıdır.
Kurul ile Bakanlık ilişkileri, hiyerarşik yaklaşım yerine, demokratik anlayışa oturtulmalıdır.
GDO ithali yapılacak ülkelerden, uluslararası geçerliliği bulunan referansların istenilmesi öngörülmelidir.
Çoğunluğu özel kuruluşlara bağlı gerçek ve tüzel kişilerden oluşacak olan GDO ilgililerini “risk yönetimi ve uygulama konusunda” yükümlü kılan anlayış yeniden tartışılmalıdır.
Tasarıya, antibiyotiklere dayanıklı gen içeren GDO ithalinin yasak olduğu açıkça yazılmalıdır.
Bakanlığın uygulayacağı belirtilen “kontrol ve denetimin” hangi süreçler kapsamında ne gibi yöntem ve araçlarla yerine getirileceği  açıklanmalıdır.
TEMA Vakfı Bilim Kurulu’nun önerdiği gibi transgenik çalışmaların üniversitelerde ve/veya araştırma enstitülerinde geliştirilerek hayvanlarda deneneceği de, biyoçeşitliliğimizin korunması için, tasarıda yer almalıdır.
Kurul ve Bilimsel Komitelerin kararlarının “yerindelik ve hukuka uygunluk” bakımından idari yargı konusu olduğu, tasarıya eklenmelidir. İdari yaptırım ve ceza hükümleri sadeleştirilmelidir.
TEMA Vakfı, Hükümeti Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı’nı geri çekmeye; medya ve kamuoyunu da, Biyogüvenlik Kanun Tasarısı’nın ulusal yararlar doğrultusunda geliştirilmesi çalışmalarına acilen destek vermeye çağırmaktadır.


Toprağına Sahip Çık ! TEMA Vakfı 
Kayıtlı

{HARUNCA}

  • Yüreginde Engel Olmayanların Tek Adresi
  • Emektar Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bay
  • İleti: 3021
    • http://www.engelsizdostlar.com
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #8 : 03 Şubat 2010, 14:01:11 »

Harun Abi'm bilgilendirme için teşekkürler...
Duyarlılığından dolayı teşekkürler...Bu başlık sayesinde de bu duyarlılığını çoğu kişiye aşılayacağından da eminim Bravo.
Yeniden teşekkürlerimi sunuyorum sana Sevgili Harun Abi'm.

harun ağbim,ellerine sağlık.hayatda aklımıza gelip arayıp okumazdık ama burda hazır görünce iyi oluyor... Bravo.
bilgilendirme için çok sağol.

Çok teşekkür ediyorum Abim. Bende burada paylaştıkça daha çok şeyler öğreneceğimi zannediyorum...
Kayıtlı

Gülsen

  • Emektar Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 3907
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #9 : 03 Şubat 2010, 14:15:18 »

Bir tema üyesi olarak benimde aklıma böyle bir bilgilendirme paylaşımı gelmemişti...Düşüncenden dolayı tebrikler ve teşekkürler harun abi...
Kayıtlı
İntihar Köprüsü Gibiyim Bu Aralar, Gözümden Ve Gönlümden Düşen Düşene...

{HARUNCA}

  • Yüreginde Engel Olmayanların Tek Adresi
  • Emektar Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bay
  • İleti: 3021
    • http://www.engelsizdostlar.com
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #10 : 03 Şubat 2010, 14:39:14 »

Bir tema üyesi olarak benimde aklıma böyle bir bilgilendirme paylaşımı gelmemişti...Düşüncenden dolayı tebrikler ve teşekkürler harun abi...

Teşekkür ediyorum abim...
Kayıtlı

UYGAR

  • Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bayan
  • İleti: 94
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #11 : 03 Şubat 2010, 16:44:13 »

Harun bey ben sizi gönüllü  ve aktif doğa koruyucu olarak ilan ediyorum.
Kayıtlı

{HARUNCA}

  • Yüreginde Engel Olmayanların Tek Adresi
  • Emektar Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bay
  • İleti: 3021
    • http://www.engelsizdostlar.com
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #12 : 04 Şubat 2010, 08:28:53 »



Harun bey ben sizi gönüllü  ve aktif doğa koruyucu olarak ilan ediyorum.

Çok teşekkür ediyorum, UYGAR kardeşim , Hepimizin birey olarak bir şeyler yapmamızın gerekliliğine inananlardanım...
Kayıtlı

{HARUNCA}

  • Yüreginde Engel Olmayanların Tek Adresi
  • Emektar Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bay
  • İleti: 3021
    • http://www.engelsizdostlar.com
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #13 : 04 Şubat 2010, 08:33:20 »

Amaç ve Hedefler   

TEMA Vakfının Amaçları

Ülkemizde doğal varlıkların ve çevre sağlığın korunması, erozyonla mücadele, toprak örtüsü ve toprağın korunması ve ağaçlandırmanın önemi hakkında kamuoyunu eğitmek ve bilinçlendirmek

Erozyon felaketinin doğuracağı sonuçlar, alınacak önlemler konusunda halkımızı bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve böylece oluşturulacak bilinçli ve etkin kamuoyu desteği ile hükümetleri erozyonla mücadelede, gerçekçi ve uygulanabilir politikalar üretme ve uygulamaya teşvik etmek

Biyoçeşitlilik, toprak, su ve doğal çevrenin korunmasına ilişkin milli politikaların oluşturulmasına yardımcı olmak ve bu esaslardan ödün verilmemesi için mücadele etmek

Ağaç ve orman sevgisini topluma mal etmek

Hayvancılığın temeli olan çayır ve meraları koruyup, geliştirmek

Doğal zenginliklerimizin bilinçsizce kullanılıp, geri dönüşümsüz bir şekilde yok olmasına izin vermeyerek, korumak, geliştirmek ve Türkiye'nin geleceğini güvenceye almak

Çölleşmeyle mücadelede dünyaya örnek bir hareketi Türkiye'den başlatmak

Doğal varlıkların, insan sağlığının, yeşil alanların, toprak ve bitki örtüsünün, ormanların, meraların korunması, geliştirilmesi ve yenilerinin teşkil edilmesini sağlamak için faaliyette bulunmak

Bu amaçları gerçekleştirmek için gerekli teşkilatın oluşturulmasını, yasaların çıkmasını sağlamak ve gönüllü kuruluşların öncülüğünde toplumun bütün kesimlerinin desteği ile erozyonla mücadelenin ikinci bir İstiklal Savaşı kabul edilerek erozyon tehlikesi ile mücadele edilmesi


TEMA Vakfının Hedefleri

TEMA'nın hedefi öncelikle ulusumuza, onun temsilcilerine, siyasal partilere ve hükümetlere, resmi ve özel kuruluşlara, eğitim kurumlarına, basın yayın organlarına, toprak erozyonunun nedenlerini, vahim sonuçlarını ve ülkemizin çöl olma tehlikesini anlatmaktır. TEMA bu hedef doğrultusunda, siyasi güçleri, doğal varlıkların yok edilmesi ve erozyon sorununa çare bulmadan iktidar olamayacaklarına inandırma çabasındadır. Bu nedenle erozyon sorununa karşı duyarlı, bilinçli ve etkin bir kamuoyu oluşturmaya çalıştırmaktadır.

TEMA Vakfı, ülkemizin en değerli hazinelerinden birinin toprak olduğunun bilincindedir. Bu nedenle, orman, çayır, mera ve tarım alanlarının, su ve bitki gen kaynaklarının, doğanın korunması ve erozyonun önlenmesi konusunda, belli bir devlet politikasının gerekli ve zorunlu olduğuna inanmaktadır. Bu hedeflere ulaşmak ancak teknik yönden yeterli bir kadro, teşkilat ve mali imkanlarla mümkündür.

TEMA Vakfı, toprak erozyonu nedeniyle hızla yok olan tarım alanlarının ve meraların verimliliğinin arttırıldığı koşulda, kırdan kente göçün önlenebileceğine inanmaktadır.
Kayıtlı

{HARUNCA}

  • Yüreginde Engel Olmayanların Tek Adresi
  • Emektar Dost
  • *
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • Cinsiyet: Bay
  • İleti: 3021
    • http://www.engelsizdostlar.com
Ynt: TEMA'dan Günlük Haberler...
« Yanıtla #14 : 05 Şubat 2010, 08:46:03 »

Suyuna sahip çık TEMA vakfı...

İnsanların su gereksinimi ile mevcut su kaynakları arasındaki uçurum dünyanın pek çok yerinde gittikçe büyümektedir. Yer altı su düzeylerinin inanılmayacak derecede hızlı düşüşü, suların akıl almaz derecede kirletilmesi, bir çok akarsuyun denize ulaşmadan kaybolup gitmesi, sanayide ve tarımda su kullanımının son derece artması, bu uçurumun başlıca nedenleridir. Bütün bunların sonucunda su kaynakları için rekabet, uluslar arası düzeyde güncel hale gelmiştir. Bu nedenle bir zamanların BM Genel Sekreteri Boutros GALİ, “ Geleceğin savaşları politik nedenlerden değil, su için çıkacaktır” demişti.

Su, yalnız son zamanlarda değil, çok eski tarihlerden beri en değerli doğal kaynaklardan biri olarak kabul edilmektedir. Örnekler:

M.Ö. IV. yüzyılda, yani bundan yaklaşık 2.400 yıl önce Empodekles, “ Dünya su ve topraktan meydana gelmiştir” diyordu.
Daha sonraları, bu tanımlamanın sınırları genişletilerek “Dört Eleman Kuramı” ortaya atılmıştır. Bu kurama göre, “ Bütün cisimler su, toprak, hava ve ateşten oluşmaktadır” şeklinde bir tanımlama yapılmıştır.
Modern bilimde ise: “Yaşam suda başlamıştır”, “Susuz yaşam olmaz” şeklinde tanımlamalar yapılmaktadır.
Bütün bu ifadeler, dünyanın yapısı ve canlıların yaşamı için suyun ne kadar değerli bir kaynak olduğunu göstermektedir. (Prof. Dr. Necmettin ÇEPEL)

1 Lt Su = 4 Lt Benzin
Dünyada suyun benzinden bile pahalı olduğu kentin hangisi olduğunu biliyor musunuz? Birleşik Arap Emirlikleri'nin en güzel kıyı kenti olarak anılan Dubai'de pahalı olan tek bir şey var: "Su". İsrail, teknolojisiyle kullanma suyunu deniz suyundan elde etmeyi başaran Dubaililerin çeşmelerinden akan bu su rahatlıkla içilebiliyor. Ancak teknolojinin gelişmesi sayesinde çölü vaha haline dönüştürmeyi başaran bu kentin insanları bir litre su içebilmek için tam dört litre benzin parası ödemek zorunda kalıyorlar

Suyuna sahip çık TEMA vakfı...
Kayıtlı

GoogleTagged - Etiketler

 

Benzer Konularımız

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
1697 Gösterim
Son İleti 01 Haziran 2010, 11:16:35
Gönderen: Destek
5 Yanıt
246 Gösterim
Son İleti 17 Eylül 2009, 18:04:56
Gönderen: ghost
404 Yanıt
12268 Gösterim
Son İleti Dün, 14:48:11
Gönderen: BMW
109 Yanıt
7558 Gösterim
Son İleti 16 Eylül 2010, 09:50:56
Gönderen: hubavets
18 Yanıt
969 Gösterim
Son İleti 14 Haziran 2011, 21:17:25
Gönderen: cantanem
2 Yanıt
411 Gösterim
Son İleti 06 Aralık 2011, 13:07:15
Gönderen: hakanvehayat
1 Yanıt
410 Gösterim
Son İleti 19 Haziran 2010, 22:28:55
Gönderen: Destek
9 Yanıt
388 Gösterim
Son İleti 04 Kasım 2010, 19:00:05
Gönderen: Seyhan
5 Yanıt
368 Gösterim
Son İleti 28 Mart 2011, 15:31:27
Gönderen: ^Türkan^
177 Yanıt
6376 Gösterim
Son İleti 27 Kasım 2011, 17:33:10
Gönderen: Destek