FATİH İYİDOĞAN
08.02.1981 doğumluyum,
Ortopedik Özürlüyüm.
Belirtmiş olduğum üzere 8 Şubat 1981 tarihinde Adana?nın Kozan ilçesinde dünyaya geldim. İlk, orta ve lise eğitimimi Kozan?da tamamladım. Lisans eğitimimi ise, Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği alanında tamamladım. Şuan atama bekliyorum, özel dersler veriyorum. Bilgisayar üzerine bilgi sahibi olmaya çalışıyorum.
Duygusal bir yapıya sahibim. Beni ilk tanıyanlar genelde sert kişiliğimden dolayı yaklaşmaya çekinirler biraz. Fakat zaman geçtikçe diğer yanlarımı da gösteririm. Sevmediğim tarafım, kin tutamam. Kimseye küsemem. Küssem de, suç karşıda olsa dahi gider özür dilerim. Küs kalmaya yüreğim elvermez.
Küçüklükten beri dışarı çıkıp gezmeyi pek sevmem. Ama laf aramızda istihbaratçılara taş çıkartacak şekilde çalışırım. Evde durmak daha çok hoşuma gider. Evde oturunca seçim yapmak zorunda kaldım; ya televizyon seyredecektim ya da kitaplara sarılacaktım. Ben kitapları seçtim. Cebimdeki paranın çoğunluğu kitaplara gider (zaten bu yüzden hala bir cep telefonu sahibi olamadım). Acılarımı kitaplarımla unuturum, ki kendimi koyvermeyeyim; sevinçlerim de kitaplarım unutturur, ki verilen nimetler nedeniyle şımarmayayım.
Sırlarımı kalemlerin kulağına fısıldarım, onlar da kağıda söyler. Aslında sinirleniyorum kalemime, sırlarımı söylüyor diye. Ama o kadar güzel söylüyor ki bazen, sinirimi yatıştırıveriyor hemen. Hal böyle olunca mürekkebini eksik etmiyorum.
4 aylıkken geçirmiş olduğum çocuk felci neticesinde sol bacağım felçli kaldı. Dünyaya gelmemden kısa bir süre sonra özürlü olduğum için kabullenmekte zorlanmadım. Fakat mahalledeki çocukların bakışları, davranışları nedeniyle özürlü olduğumu anladım. Bu yüzden onlara borçluyum.
2000 yılına kadar her şey güzel gidiyordu. Koltuk değneği kullanmadan, kimseden yardım almadan yürüyebiliyordum. Üniversite hayatımın üçüncü haftasında geçirmiş olduğum otobüs kazasında sol bacağım dizimden ayrıldı, sağ kalçam beş yerinden kırıldı. Ameliyatlar geçirdim. Kalktığımda bir şeylerin değiştiğini fark ettim. Artık eskisi gibi rahat yürüyemiyordum, ayakta bile duramıyordum. Ama aklımda sürekli okula gitmek düşüncesi vardı. Hastaneden çıktım ve hemen okula gittim. Bu sefer yanımda iki koltuk değneği, bacağımda da uzun yürüme cihazı vardı. Okula gittiğim diğer bir acı gerçekle karşılaştım, hastane raporlarımı kabul etmemişlerdi. Bu beni daha sinirlendir. ?Ben de bu okulu bitirmezsem?? dedim. İkinci sınıfa geçtim ve 1. ve 2. sınıfı aynı sene içerisinde okumaya başladım. Tam sınavlara gireceğim gün zeytin çekirdeğine basarak sol ayak bileğimi kırdım. Sınavlara devam ettim. Bütün derslerimi verdim. Üçüncü sınıftayken de caddede yürürken düştüm ve bütün tendonlarımı koparmayı becerdim; her iki ayak bileğimin tarakları açılma yaptı. Üç ameliyat daha oldum. Okula tekrar gittim. Okulumu 3.5 yılda, ÜSTÜN BAŞARI BELGESİ ile bitirdim.
Ailem o kadar destek oldu ki, çoğu zaman özürlü olduğumu unuttum. Mesela liseye giderken okul servisine binmeme izin vermediler, yürüyerek gittim geldim. Evin en büyük çocuğu olmamdan dolayı kardeşlerime örnek olmam gerektiğini hissettim her zaman. Olabildiğimi sanıyorum. Ailem ağladığımı görmemiştir. Ama geceler çok iyi biliyor. Bazen ailemin, benden daha çok desteğe ihtiyacı olduğunu düşündüm. Özellikle de trafik kazasından sonra. Yanlarında ağlamadım, inlememeye çalıştım. Ama geceleri duvarları tırmaladım acılardan dolayı.
Çevremde bulunan, beni tanıyan kişiler "sert, bir o kadar da duygusal, mücadeleci, lider, kitaplara aşık" biri olarak tanımlarlar. Hayatta hiçbir zaman sadece kendimi düşünmedim. Vatanıma, milletime, devletime hizmet etmek istedim. Geçmişimizi öğrenmek, öğretmek uğruna mücadele verdim.
Dışarıya çıkmamamın diğer bir sebebi de kaldırımların düzensizliği. Kaldırımların rampasız ve yüksek olması, insanlardan yardım talebinde bulunmak zorunda bırakıyor. Bundan rahatsız oluyorum. Mesela günlük ihtiyaçlardan biri olan tuvalet ihtiyacımı, klozet olmadığından dolayı birçok yerde gideremiyoruz. Ve bu da ister istemez sıkıntı veriyor. Resmi kurumlarda dahi bu eksiklik var. Koskoca fakültede bir tane klozet olan tuvalet vardı, onun da kapısı kilitliydi (dekanın tuvaletiydi kendisi). Kilidi almak için Dekanın odasına gidip ?Hocam benim tuvaletim geldi, anahtarı verir misiniz?? diye mi söyleyeyim yani. Gören de içinde altın var sanacak. Tuvaleti bana emanet etmiyorlardı yani.
Üniversiteyi bitirdim ve KPSS adı verilen sınava 4 yıl girip çıktım,sonunda atanmayı başardım. Şimdi de ben EĞİTİMCİ oldum şükür.
Üniversiteyi bitirdiğimde şu şiiri yazmıştım:
YANDIM
Bir kazandayım,
Derin mi derin bir kazandır bu?
Adını hayat koymuşum hiç düşünmeden.
Isınmaktayım usul usul
Her gelen bir odun atıyor altıma,
Kimini görüyorum,
Kimine buğulanan gözlerle bakıyorum,
Tanıyamıyorum!
Atılan her odunda biraz daha pişiyorum,
Hissediyorum?
Şimdi düşünüyorum da
En büyük odunu sen atmıştın.
Yakmıştın beni cayır cayır!
Belki farkına bile varmadın ama;
Beni sen pişirdin?
Sendin en son gördüğüm yüz,
Sendin yüreğimin iki gözü.
Gittin,
Kör ettin bu yüreği.
Ve yıllar sonra baktım da aynaya,
Kaynamanın vakti gelmiştir artık dedim.
Çıktım bu hayat kazanından,
Topladım dağılan Gözyaşlarımı,
Bulut yaptım.
Sonra
Sonra yıllarca süren arayışla
Bir soğuk hava kütlesi aradım bulutlarıma,
Beni yağdırsın diye.
İlk bulduğum rüzgarlara kapılmadım,
Boranları, fırtınaları bekledim.
Bu öyle bir bekleyişti ki;
Günler, aylar ve de asırlar sürdü.
Ve buldum sonunda,
Yağdım en verimsiz topraklara.
Sellere verdim yüreğimi.
Gözyaşlarım bitip de
Bulutlarım çekilince
Üç kelime yazdım asumanın bağrına;
Hamdım, piştim, yandım...!