Amerika'da yapılan bir anketten çıkan sonuç, kontrolü yapılmadığında televizyonun aile içinde nasıl Berlin duvarı gibi duvarlar örebileceğini gözler önüne seriyor.
Ülkemizde televizyon bağımlılığındaki artışa da bakılırsa duvarlar örülmeden önlem almakta yarar var. Tabii yalnızca televizyonu tek suçlu ilan etmek yeterli değil.
Biri yolda karşınıza çıkıp, "Evden babanız mı gitsin televizyon mu" diye sorsa ne cevap verirdiniz, düşündünüz mü? "Böyle soru olur mu?" demeyin. Amerika'daki anketörler sormuş. 6-12 yaş aralığındaki çocuklar arasında yapılan ankette yüzde 57 oranında "babam gitsin" cevabı alınmış. Elbette burası Amerika değil, telaş etmeye gerek yok. Ama durum bu kadar vahim olmasa da maalesef televizyon bizim evlerimizde de hâkimiyetini kurmuş durumda. Büyüklerimizden dinlediğimiz, sobada kestanelerin piştiği, ninelerin, dedelerin masallar anlattığı, annelerin elişi örerken bir yandan da eşleriyle hoş sohbetler ettiği günler yerini televizyonda herkesin farklı programı izlemek için yarıştığı günlere bıraktı. Bu yarışın sonunda kimileri kaderine razı olup anne-babasıyla, ya da eşiyle aynı programları izlemeye başladı, kimileri de çareyi başka bir odaya kurulan ikinci televizyonda aradı. Yani, televizyon evdeki bireyler arasında, 1961 yılında Doğu ile Batı Almanya'yı ayırmak için örülen Berlin duvarı gibi duvarlar ördü. Pedagog Adem Güneş, üç boyutlu çizgi filmlerle çocuklara bile daha gelişmiş teknolojiyle hizmet veren televizyonların renk, müzik, görüntü efektleriyle birlikte pırıl pırıl bir dünya sunduğuna dikkat çekiyor ve: "Yorgun argın eve dönmüş, evinin ihtiyaçlarını karşılamak için çırpınan, yalnızlaşmış bir babanın karşısında ailesini teslim alıyor, zamanla televizyon çocuğa daha cazip geliyor." diyor.
Yaşanan bu durumda yalnızca televizyonu suçlamak da doğru değil. Çoğu kez yapılan yayınları eleştirsek de varlığıyla hayatımıza çok şey katan teknolojik buluşlardan biri olduğu aşikâr. Ayrıca o cansız bir nesne ve açılıp kapanması bizim elimizde. Hangi programları izleyeceğimiz ve televizyonun karşısında ne kadar kalacağımızın kontrolünü yapmamız mümkün. Tabii bu noktada ailelere büyük iş düşüyor. Anne-babaların, iç kontrol mekanizması henüz çok fazla gelişmemiş çocuklarına en güzel örnek ve yol gösterici olması gerekiyor. Aile Danışmanı Efkan Yeşildağ bu konuda ebeveynlere: "Akşamları en az 15-20 dakika televizyonu kapatın, birlikte masal, hikaye okuyun ve bunun üzerinde konuşun. Aranızdaki iletişimi güçlendirin. Hatta çocuklarınız okusun siz dinleyin." tavsiyesinde bulunuyor. Ayrıca Yeşildağ, kontrollü bir şekilde seyredildiğinde ve gerekli uyarılar yapıldığında zararlı olduğu düşünülen yayınların bile öğretici bir araca dönüşebileceğini belirtiyor. Ebeveynlere, "Kendinize uygun gördüğünüz her programı çocuğunuzla izleyebilirsiniz." diyen Yeşildağ, önemli olanın seçtiğimiz programı neden izlediğimizi bilmemiz, sonrasında ne anladığımızı konuşmamız olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: "Mesela ben çocuklarımla birlikte Kurtlar Vadisi'ni izliyorum. Bu programın tabii ki onlar için sakıncalı yanları var. Ama önemli olan izlerken doğruyu yanlışı çocuğa aktarmak. Örneğin en son Kurtlar Vadisi'nde Polat'ın eşi, çocuğunu aldırmadığı halde aldırdım diye yalan söylüyor. Bu benim dikkatimi çeken yanlış bir şey. Bunları hemen çocuklarıma aktardım. Doğrusunun ne olduğuyla birlikte. Bu şekilde öğretici bir araca da dönüşebilir televizyon. İyi kullandıktan sonra sürekli olarak suçlamaya gerek yok."
a.kossekoglu@zaman.com.tr Televizyonları kaldırmak doğru mu?
Diziler, kadın programları, eğlence programları, reklamlar derken televizyona yapılan eleştirilere her gün bir yenisi ekleniyor. Dikkatsiz yayınların çok fazla olduğu ve her ailenin yukarıda belirtilen hassasiyeti gösteremediği kabul edilmesi gereken bir gerçek. Tüm bu yaşananlar son zamanlarda tabiri caizse yeni bir trend ortaya çıkardı. Televizyondan rahatsızlık duyan birçok kişi çareyi televizyonları evlerden atmakta buluyor. Ya da yeni evlenen çiftler evlerine televizyon almıyor. Hatta evlilik terapistlerinin arası bozuk olan çiftlere evlerindeki televizyonu uzaklaştırmaları tavsiyesinde bulunduğu da oluyormuş. Uzmanlara, bunun ne kadar sağlıklı bir yol olduğunu sorduk...
Önemli olan aile bağlarının güçlenmesi
Pedagog Adem Güneş: Burada asıl sorgulanması gereken şey, televizyon kaldırıldığında, acaba aile oluşacak boşluğu doldurabilecek mi? Evin içi yaşanabilir, rengârenk, sosyal aktivitelerle dolu hale getirilirse televizyonun cazibesi o zaman düşer. Yasaklasanız, televizyonu kaldırmış olsanız bile "Acaba ben annelik, babalık yeteneklerine sahip miyim, evimi şenlendiriyor muyum, yoksa bu yeteneklerimi kaybettim mi?" diye sorgulamak gerek. Çünkü bu genel bir sorun. Evleri bırakın araçlara bakıyorsunuz. Karı koca yolculuk yapıyorlar, arka tarafta da çocuk var, ikisi de yola bakıyor, dönüp iki kelime etmiyorlar. Orada da mı televizyon var? Önemli olan şey anne babalık yeteneğinin sorgulanması. Yıkılmakta olan bir aile düzeni için fert olarak anne-baba mutlaka harekete geçmeli.
Televizyon gidince problemler bitecekmiş gibi düşünülmemeli
Aile Danışmanı Efkan Yeşildağ: Birine 'Evindeki televizyonu kaldır.' demek 'Benim evimde duruyor ben kendimi kontrol edebiliyorum ama sizde durmasın siz edemiyorsunuz.' demek gibi bir şey. Karşıdakine güvensizlik. Bu, çok sağlıklı bir yol değil. Bunların hepsi aslında doğru bildiğimiz yanlışlar. Televizyonu kaldırmaktan ziyade, program seçimi ve kontrolü önemli. Nelerin izleneceği aile toplantıları yapılarak orada belirlenebilir. Sonuçta çağımızın önemli iletişim araçlarından biri. Biz birçok faydalı şeyi de internetten ve televizyondan öğrenmiyor muyuz? Televizyon kaldırıldığında farklı sorunlar çıkıyor. Okula giden çocuğunuz var. Arkadaşları bir önceki gün televizyonda yayınlanan bir programla ilgili konuşuyor, o katılamıyor. Bu da çocuğun sosyalleşmesiyle ilgili sorunlar ortaya çıkarıyor.
zaman